Bu "Sefer" namaz geçmesin

Bu "Sefer" namaz geçmesin

Namazın cem edilme konusu da seferîlikte kafa karıştıran mevzulardan. Hanefilik dışındaki üç mezhebe göre yolculukta öğle ile ikindi namazı, akşam ile yatsı namazı  birleştirilerek aynı vakit içinde kılınabiliyor. Ancak Şafii ve Hanbeli fakihlerin çoğu sadece uzun yolculuklarda cem edilebileceği görüşünü benimsiyor.

On Bir Ayın Sultanı’na elveda demeye hazırlanırken, sıla-i rahim ve tatil planlarını Ramazan sonuna bırakanlar, yolculuğa çıkmak için hazırlıklarına başladı bile. Arabasına atlayıp yola çıkanların yanında uçak, tren ve otobüs kullanacaklar, biletlerini çoktan aldı. Varacağımız yere nasıl gidersek gidelim, Allah (cc) seyrimizde, üzerimize vazife olan ibadetleri rahatlatma maksadıyla ‘seferîlik’ olarak ifade edilen bir kolaylık sunuyor. Zira yolculuğun doğasında meşakkat, telaş ve normal düzenimizin bozulması var. Kişiden kişiye göre değişen boyutlarda, yorgunluk ve bedensel sıkıntılar yaşayabiliyoruz. Hele bir de otobüs kullanıyorsak, tâbî olmamız gereken bir şoför ve beraber hareket ettiğimiz onlarca yolcu bulunuyor. Böyle bir yolculukta zaman da önemli hale geliyor. İşte bu gibi durumları düşününce Rabb’imizin bize verdiği ruhsatın mahiyetini daha iyi kavrayabiliyoruz. “Kâfirlerin size kötülük yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur. (Nisa, 104)” ayet-i kerimesinde bu ruhsat beyan ediliyor.

Günümüz şartları düşünülünce, o zamanlara nazaran daha güvenli seyahat ediyoruz. Aklına “Namazımızı yine de kısaltacak mıyız?” sorusu gelenlerimiz olabilir. Buna benzer bir diyalog sahabeden Ya’lâ b. Umeyye ile Ömer b. el-Hattab arasında geçince, Şefkat Peygamberi Efendimiz’e (aleyhissalâtü vesselam) sorulur. O da, “Bu (namazı kısaltma) Allah’ın size verdiği bir sadakadır. Sadakasını kabul edin.” buyurur. Allah (cc) ahirete varmak için çıktığımız dünya yolculuğumuza getirdiği kolaylıklar gibi kulluğumuza ve ibadetlerimize de böyle lütuflar sunuyor. Bütün bir senenin telafisi için Ramazan’ı, bin aydan daha hayırlı dediği Kadir Gecesi’ni rahmet ve merhametinin gereği olarak bize bahşettiği gibi seferîlik sayesinde de seyahatlerimiz nasibini alıyor.

Hanefî mezhebine göre bir kişinin seferî sayılabilmesi için 90 kilometre (3 günlük mesafe) yolculuk etmesi gerekiyor. Seferî olan kişi, namazlarının 4 rekâtlık farzını 2 rekât kılıyor. Bu namaz cemaatle kılındığı zaman mukimin (ikâmet eden), yolcuya; yolcunun da mukime uymasında bir sakınca bulunmuyor. Ancak mukim, seferîye uyarsa, yolcu 2 rekâtın sonunda selam verince, mukim, selam vermeden kalkıp namazını 4 rekâta tamamlar. Bununla birlikte seferî olmak, namazın sünnetini terk etmek manasına gelmiyor. Seferîliğin ruhsatı yalnızca namazla sınırlı değil. Seferîyken, ikiye kısaltmadan dört kılınması, Hanefî fıkıh âlimlerince Allah’ın (cc) lütfunu geri çevirmek olarak yorumlanıp ‘mekruh’ kabul ediliyor. Şafii ve Hanbelilere göre namazları kısaltarak kılmak bir ruhsat olduğu için tam kılmaktan daha faziletli.

Namazın cem edilme konusu da seferîlikte kafa karıştıran mevzulardan. Hanefilik dışındaki üç mezhebe göre yolculukta öğle ile ikindi namazı, akşam ile yatsı namazı birleştirilerek aynı vakit içinde kılınabiliyor. Ancak Şafii ve Hanbeli fakihlerin çoğu sadece uzun yolculuklarda cem edilebileceği görüşünü benimsiyor.

Seferîyken mesh ve oruç için de kolaylık var

Mesh ve oruç için de kolaylaştırıcı hükümler bulunuyor. Normalde mest üzerine, 1 gün 1 gece mesh edebiliyoruz. Hanefi, Şafii ve Hanbelilere göre yolcu için bu süre 3 gün 3 geceye çıkabiliyor. Maliki mezhebine göre ise mest üzerine meshin bir süresi bulunmuyor. Kişi ister seferî ister mukim olsun mestini ayağından çıkarmadığı ve cünub olmadığı müddetçe mesh yapabiliyor. Ramazan ayında yapılan seyahatlerde yolcuya, orucunu tutmayıp kazaya bırakabilme imkânı da veriyor. Ancak dinimiz orucun farziyetini kaldırmıyor, sadece kazaya bırakmayı caiz kabul ediyor. Bu açıdan orucun tutulmaması, Allah’ın (cc) lütfettiği namazın iki rekât kılınmasından farklılaşıyor. Nitekim Yüce Beyan’da “Oruç sayılı günlerdedir. Sizden kim o günlerde hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutar. Oruç tutmayanlara fidye gerekir. Fidye bir fakiri doyuracak miktardır. Her kim de, kendi hayrına olarak fidye miktarını artırırsa bu, kendisi hakkında elbette daha hayırlıdır. Bununla beraber, eğer işin gerçeğini bilseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara Sûresi, 184) buyruluyor. Yani, yol şartları ve yolcunun bünyesi müsait olduğu takdirde tutulması daha efdal. Zira oruçla ilgili ruhsattan istifade etme konusunda kararı yolcunun kendisi vereceğinden Allah (cc) katında sorumluluk da kendisine ait oluyor.

Zeynep Kırşan

Kaynak: Yeni Bahar Dergisi (22 Temmuz 2014) 

Kategori: Namaz, Fıkıh
Tarih: 18.01.2015 22:46